Edebiyatımızda Hz. Fatıma (ra)

Türk edebiyatında Hz. Fatıma (r.a.) eşine, evine ve çocuklarına bağlı, onlara hizmet eden, becerikli, sabırlı, güzel ahlaklı örnek bir Müslüman hanım olarak tasvir edilir. Hz. Fatıma (r.a.), Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in hayatını anlatan manzum ve mensur siyerlerde O’nun daima en yakınında bulunan, özellikle kız çocuklarına değer vermeyen Arap toplumunda bu kötü âdetin ortadan kaldırılmasını sağlayan değeri dolayısıyla en sevgili çocuğu olarak anılmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in neslini devam ettirmesi, onun en sevdiği kızı ve Ehl-i Beyt’in beş rüknünden biri olması dolayısıyla Hz. Fatıma (r.a.)’ ın Rasûl-i Ekrem’in hayatında önemli bir yeri vardır. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt’inden bahseden birçok manzum ve mensur eserde Hz. Fatıma (r.a.)’ ın adı ve vasıfları sık sık anıldığı gibi az sayıda da olsa onun bazı edebî eserlere konu teşkil ettiği de görülmektedir. Hz. Fatıma (r.a.)’ dan bahseden eserleri Türk edebiyatının klasik metinleriyle tekke ve halk edebiyatına ait parçalar, folklorik ürünler ve Türk halk inançlarında yer alanlar olmak üzere gruplandırmak mümkündür. Bu eserlerde Hz. Fatıma (r.a.) eşine, evine ve çocuklarına bağlı, onlara hizmet eden, becerikli, sabırlı, güzel ahlaklı örnek bir Müslüman hanım olarak tasvir edilir. Bu tür metinlerde isminin Türk halk ağzında aldığı Fatıma veya Fadime şekilleri yanında Fatma Ana, ayrıca beyaz tenli olması sebebiyle Zehra (Fatımatü’z-Zehra), iffetli oluşundan dolayı Betül, bir hadiste cennetteki en faziletli dört kadından biri diye tanıtıldığı için “cennet hatunu”, kıyamette kendisinden şefaat beklendiği için de “kıyamet hatunu” ve “seyyidetü’n-nisâ” unvanlarıyla anılmaktadır.

Hz. Fatıma (r.a.), Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in hayatını anlatan manzum ve mensur siyerlerde onun daima en yakınında bulunan, özellikle kız çocuklarına değer vermeyen Arap toplumunda bu kötü âdetin ortadan kaldırılmasını sağlayan değeri dolayısıyla en sevgili çocuğu olarak anılmıştır.

Başta Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necat’ı olmak üzere birçok mevlid metninde, bilhassa vefat bahri içinde Hz. Fatıma (r.a.)’ dan bahsedildiği görülmektedir. Bu bölümlerde daha çok Rasûlullah (s.a.v.)’ın hastalanması, vefat edeceğini bildirmesi, Azrail’in onun ruhunu kabzetmeye geldiğinde Hz. Fatıma (r.a.)’ ın onu karşılaması,  söz konusu edilmektedir. Ayrıca mevlidlerin genellikle matbu nüshalarında vefat bahrinin sonunda “Vefâtü Fatımate’z-Zehra radiyallâhü anhâ” veya “Ahvâl-i Fatıma” başlıklı müstakil bir bölüm yer almaktadır.

Hz. Fatıma (r.a.)’ ın edebî metinlerde yer almasına vesile olan diğer bir özelliği de Hz. Ali (r.a.)’ ın eşi olmasıdır. Dinî-tasavvufi konularda eser yazan pek çok müellifin yanında özellikle Alevi, Bektaşi şairlerin şiirlerinde Hz. Fatıma (r.a.)’ ın bu yönüyle söz konusu edildiği görülmektedir. Kul himmetin,

Gül kokusu Muhammed’in teridir

Ah ettikçe karlı dağlar eritir

Hatice Fatıma Hakk’ın yâridir

Onun katarından ayırma bizi

dörtlüğü ile, Edib Harâbî’nin,

Naciye fakire kemter bacıdır

Muhammed Ali’ye kuldur nâcidir

Cümle erenlerin başı tacıdır

İşte Fatımatü’z-Zehra’mız vardır

dörtlüğü buna örnek teşkil eder. Ayrıca Hasan ile Hüseyin’in anneleri olması dolayısıyla özellikle Kerbela vakası üzerine yazılan maktel ve mersiyelerle Ehl-i Beyt sevgisini işleyen diğer edebî ürünlerde Hz. Fatıma (r.a.) ile ilgili fasıllara, beyit, kıta ve mesnevilere daha çok rastlanmaktadır. Mesela türünün en tanınmış makteli olan Fuzulî’nin Hadîkatus-süadâ adlı eserinin dördüncü bölümü Hz. Fatıma (r.a.)’a ayrılmıştır. Burada onun hayat hikayesi yer yer manzum parçalar eklenerek ana hatlarıyla anlatılır.

Muharrem ayında dergahlarda okunan mersiye ve ilahilerde de Hz. Fatıma (r.a.) çeşitli vasıflarıyla yer almıştır. Yunus Emre’ye atfedilen;

Kerbelâ’nın yazıları

Şehid düşmüş bâzıları

Fatma Ana kuzuları

Hasan ile Hüseyin’dir

Kerbelâ’da eli bağlı

Âşıkların kalbi dağlı

Fatma Ana ciğer dağlı

Hasan ile Hüseyin’dir

mısralarının yer aldığı hicaz ilahi bunlardan biridir.

Dede Korkut hikayelerinde üstün ahlaklı kadınlardan söz edilirken bunların Hz. Aişe (r.a.) ve Hz. Fatıma (r.a.)’ ın soyundan geldikleri söylenir.

Hat sanatında Ehl-i Beyt mensuplarının adlarını ihtiva eden çeşitli istiflerle bazı tekke ve camilerdeki Hulefa-yi Raşidîn isimleri yanında Hz. Fatıma (r.a.)’ ın adı, Hasan ve Hüseyin ile birlikte umumiyetle celî-sülüs hattıyla levhalar halinde yazılmıştır.

Bisetten yaklaşık bir yıl önce (m. 609), İbn Sa’d ve bir kısım tarihçilere göre ise Kureyş’in Kâbe’yi yeniden inşası sırasında (m. 605) Mekke’de doğdu. Bazı kaynaklarda Hz. Aişe (r.a.) ‘dan beş yaş kadar büyük olduğu kaydedildiğine göre, birinci görüş ağırlık kazanmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in en küçük kızı olduğu kabul edilmektedir. Zehebî’nin belirttiğine göre künyesi “babasının annesi, anam” manasına gelen “Ümmü Ebîha” idi. Bu künyeyi almasının sebebi, Hz. Fatıma (r.a.)’ ı anne sevgisiyle seven Rasûlullah (s.a.v.)’ in kendisine bu şekilde hitap etmesi olmalıdır. Lakabı “beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü kadın” anlamında Zehra olmakla beraber “iffetli ve namuslu kadın” anlamındaki Betül lakabıyla anıldığı da görülmektedir.

Kaynaklarda Hz. Fatıma (r.a.)’ ın çocukluk ve gençlik yıllarına dair pek az bilgi bulunmaktadır. Bunlardan biri, Kâbe’de namaz kılmakta olan Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in secdeye vardığı sırada omuzlarına müşrikler tarafından bir devenin döl yatağının atılması üzerine genç Hz. Fatıma (r.a.)’ın koşarak babasının üzerindeki pislikleri temizlemesi ve bunu yapanlara kızıp söylenmesidir. Hicretten bir müddet sonra Hz. Fatıma (r.a.)’ ın yanlarında Hz. Ali (r.a.) ile annesi Fatıma bint Esed olduğu halde Sevde, kız kardeşi Ümmü Külsûm(r.a.) ve Ebû Bekir (r.a.)’in ailesiyle birlikte Medine’ye hicret ettikleri bilinmektedir.

Hz. Fatıma (r.a.) on beş yaşını tamamladıktan sonra onunla önce Hz. Ebû Bekir (r.a.), ardından da Hz. Ömer (r.a.) evlenmek istemiş, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) her iki teklife de olumlu cevap vermemiş, bunun ardından Hz. Ali (r.a.) Fatıma (r.a.)’ a talip olmuş ve bu talebi Rasûlullah (s.a.v.) tarafından kabul edilmiştir. O sıralarda fakir bir delikanlı olan Hz. Ali (r.a.) mehir verecek kadar malı bulunmadığından Bedir Gazvesinde ganimetten payına düşen zırhı, bazı rivayetlere göre ise devesini ve bir kısım eşyasını satarak 450 dirhem gümüş civarında bir mehir vermiştir. Hz. Fatıma (r.a.)’ ın çeyizi de kadife bir örtü, içine hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabından ibaretti. Düğünleri Rasûlullah’ın Hz. Aişe (r.a.) ile evlenmesinden dört buçuk ay sonra II. yılın Zilkade (Mayıs 624) veya Zilhicce (Haziran 624) ayında gerçekleşti. Hz. Fatıma (r.a.) III. yılın Ramazan ayında (Şubat 625) ilk çocuğu olan Hasan’ı, bir yıl sonra Şaban (Ocak) ayında Hüseyin’i dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda küçük yaşta ölen Muhassin ile Ümmü Külsûm ve Zeyneb doğdu.

Uhud Gazvesinde on hanımla birlikte gazilere yiyecek ve su taşıyan Hz. Fatıma (r.a.) aynı zamanda yaralıları tedavi etti. Bu savaşta Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in dişinin kırılması üzerine yüzündeki kanları temizlemeye çalıştı. Kanın dinmediğini görünce bir hasır parçasını yakıp küllerini Rasûlullah (s.a.v.)’ın yüzüne bastırmak suretiyle akan kanı durdurmayı başardı.

Hz. Fatıma (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’ in ölümünden beş buçuk ay sonra 3 Ramazan 11 (22 Kasım 632) tarihinde vefat etti. Muhammed el-Bakır’ın belirttiğine göre Hz. Fatıma (r.a.)’ ı Hz. Ali (r.a.) yıkadı. Ölümünden sonra vücudunu kimsenin görmemesi için vasiyeti üzerine onu Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Ebû Bekir’in hanımı Esma bint Umeys’in yıkadığı da zikredilmektedir. Hz. Fatıma (r.a.), kadın cenazelerinin erkeklerinki gibi üzerine örtülen bir kefenle sarılmış olarak herkesin gözü önünde bulunmasından rahatsız olduğunu Esma bint Umeys’e söylediğinde Esma ona Habeşistan’da cenazelerin tabut içinde taşındığını anlatmış, bunun üzerine Hz. Fatıma (r.a.) kendi cenazesinin de böyle taşınmasını vasiyet etmişti. Nitekim onun cenazesi Esma bint Umeys’in tarifi üzerine yapılan tabutla taşındı. Cenaze namazını Hz. Abbas veya Hz. Ali (r.a.) kıldırdı. Vasiyeti üzerine geceleyin Hz. Ali (r.a.), Hz. Abbas ile oğlu Fazl tarafından Cennetü’l-bakî’ye defnedildi.

Kaynak :

http://www.ehlibeytimiz.com/index.php?option=com_content&task=view&id=72&Itemid=1

1 Yorum

Ladsesparmemy | 24 Mayıs 2011, Salı - 18:32

o Evet, muhtemelen bu yuzden

Bu Konuya Yorum Yazın

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.